Sezer Esensoy Çiçek tarafından yazılmış tüm yazılar

Unutuyorum

 

Sanki asırlar geçmiş üzerinden
ellerinden tuttuğum
önünde diz çöküp yalvardığım
bir ‘hoşçakal’ deyişi vardı
o an yittim gittim ben de
soluklanmaya doyamadığım
duydukça nefesini
yeniden doğduğum
günler gecelerce..
yeri göğü
salt bir kucaklayış değil bu
gezegen üstü
yekvücut olmak
pırıltısı sönmeyen bir yıldızla
o yüzden işte
uyanıyorum her sabaha
onu karşılar gibi
içimde yanan ateşiyle,
suya dönüşüp
çağlayarak gün içinde
sarılıyorum boynuna..
unutuyorum
yok olduğumu bir zamanlar
sazlarla çevrili bir göl içerisinde

zamanFoto.alıntıdır.

Atatürk ve Yurdakul

ata10a

Mustafa Kemal, 14 Ağustos 1931’de, “Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ilk defa Manastır Askeri İdadisi’nde öğrenci iken okuduğum ‘Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur’ mısraıyla başlayan şiirinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum” der.
Enteresan bir saptama!
Atatürk ölümünden yedi yıl önce bu konuşmayı yapmış, belki yeniden sözkonusu şiiri okumuştur. Ezberinde idi belki de.
Hayat felsefemizin oluşmasında birilerinin payı olur mutlaka. Defalarca okuduğumuz kitaplar vardır, beğendiğimiz yazarlardan. Aslında aynı çizgide yürümek, üzerimize düşen vazifenin yükünü hafifletir. Mesela ne hoş dünyevi değerler hakkında fikirlerini sunan bir deneme üstadı ile paylaşmak dünü ve bugünü..böylelikle motive edilmiş olarak kucaklayıvermek yarını.

Mehmet Emin YurdakulFotoğraflar alıntıdır.

Bir Gün

“Yazarın yıllar önce yayınlandığında okuyucunun oldukça ilgisini çeken eserini sırf ‘öğrenmek’ adına okuyorum. Ödülleri, şöhreti..boşuna edinmemiş muhakkak!
Bir merak benimki, dünyaya mal olmuş bir sanatçı neler yazar, romanını nasıl kurgulamış… Bir çok roman; nasıl husule gelmiş acaba?” Diyor.
Bol bol okumak, yetenek; kelimeleri kullanıştaki kıvraklık…
Yazar olma yolunda adımlar atmış birinin araştırmaya olan hevesi giderek artar.
Roman okumaya ilginin yoğunlaşmasıyla roman yazmaya da niyetli gibi. Oysa ömrünce okuduğu roman sayısı onlar, yüzler değil..hayli az. Genel olarak deneme türü eserlerden hoşlanıyor. Romandan ziyade bu tarz eserler verip çokça okunmayı umut ediyor…

flower-girl-heide-presseFoto.alıntıdır.

Konsept

Sanatçının, gerçekliğin günü yansıtmayan donelerini, tanzim ederek gerçek üstü bir eser olarak sunma çabası nasıl değerlendirilmeli?
Çizilen sınırları aşma arzusu sanatçınınki, marjinallik gayesi. Yapıtın muazzamlığına yerleştirip beğendirmek sanat dünyasına kendini. Bir fikir için şekillendirmek içten taşanı. Eserin hayran olunası biçimine baktığında kişinin, yaşartmak gözlerini.
Konsept varlığın renkleriyle donanmıştır ufuk çizgisinde. Yapıtın içine işleyen o tatlı büyüsünde yitip gitmek yok mu, hayata karışırken adım adım; mest eder bizi. İşte bu yüzden gereksinim duyar sanatçı, iç gıcıklayan ideleri kullanmaya. Bakarsın günden öte gider sesi heves ile. Selamlar dünyayı sevgiyle.
Güne aldırma sırası, sözcükleri, dökülürken dudaklardan! Bakışları seyrederken duruşlara sevdalanma olmaz mı beklenen? Tüm bu emek izleyicinin dünyasında açılan bir gül olmak, bakarken evrene karşılayabilmek yeni gün ile geleni neşe içinde kedere inat…
Donanımlı olmak, karşılaştığımız sorunlarla uğraşımızda; daha güçlü kılar bizi. Sanat, olumlu etkisiyle yer almalı gündemimizde; yalnız, olanı sergilemek değil gaye..”hayal edilen” ile gerçekleşecek olanı vurgulamalı…

90px-Cesare_Gennari_OrfeoFoto.alıntıdır.

“YÜRÜMÜYORUM ONDAN”

Vücudumla bugüne dek ilgilendiğim gibi ilgilenmediğim için bu kadar şişmanım belki.
Kendimi bildim bileli, üç-dört yıl öncesine değin, aldığım gramı sayardım adeta. Giydiğimi gün içinde defalarca kontrol eder, her yanını düzeltir dururdum. Aynaya çok bakardım, şimdiki sıradan bir bakış. Eskisi gibi hata bulmuyorum kendimde. Öylesine rahatım!
Ertesi gün giymek üzere hazırlardım giysimi. Yine öyle! Bazısı giyer çıkarır bir türlü karar veremez ya ne giyeceğine. En son giyip çıktığını da içine sindiremez ama…
Şimdilerde ne giydiğim önem taşımıyor olsa da, aslında giyinmenin ehemmiyet arzettiğini kabul ediyorum. Modayı da eskiden o kadar takip etmediğim halde aksine izliyorum artık. Vitrinleri dolaşır hiçbir şey yakıştıramazdım kendime. Giyer çıkarırdım, orada burada potluk… Büyük beden çalışmalar beni ihya etti.
Hayatımda ilk kez fazla kilolarımdan şikayetçi olmadığım bir dönem bu! Menopoz diye mi?
Yirmi senedir kilo alıp veriyorum, üç kez köklü ölçüde rejim uyguladım. Belki de gerçek kilom şu anki, her ne kadar ideali olmasa da!
Tabii kilo vermek istiyorum, “azı karar çoğu zarar” demişler. Bu defa kendi kendime hareket edemediğimden yardım almayı düşünüyorum. Her şeyi yalnız halletmeye alışmışımdır ya, insanlar birbirine gereksinim duydukları sürece ve birbirlerini kalben hissettikleri manada değerlidir.
101Foto.alıntıdır.

Kelimeler

Toplum içinde erkeğin kadından daha üstün gösterildiği örnekler olduğunu iddia edebilir kimi. İddialardan biri, kadının seçtiği sözcükleri yanlış kullanması olabilir mi? Kadınlar burada devreye girip kendilerinin doğru konuştuklarına dikkat çekeceklerdir. Bizzat ben öyle yaptım çünkü! Buna değinilen bir yazı okuduğumda.
Edebiyatçıyım, diye mi bilmem, samimi olduğum kişiler bir şey anlatırken sözünü bölüp öyle değil, böyle diyerek nokta olarak koyduğum sayısız sözcük var. Mutlaka doğru konuşmak gerek benimle. Daha mesafeli olduğum kişilerin konuşması esnasında ise düzeltme yapmamayı tercih ederim. Öyle dinlerim onları karışmam.
Bu konuyla ilgili kayda değer bir uyarı aldığımdan artık yanımdakilerin de telaffuz hatalarını görmemeye başladım. Neticede kendim de yanlışlıklar yapabiliyorum. Son zamanlarda sıklıkla yaşadığım şu ki, tanımladığım kelime dudaklarımın ucuna kadar geliveriyor ama dökülmüyor bir türlü. Yine bir kitapta okuduğum üzere bir yaştan sonra bu tür yaşantılar doğal karşılanmalı. Yazar da aynı dertten muzdarip… Özellikle yeni tanıştığı kişilerin isimlerini unuttuğuna yer veriyor eserde.
Yaşam dediğin sürprizleriyle şaşırtabiliyor bizi her yaşta. Gün geliyor unutuveriyoruz her şeyi bir anda.

ucan-balon-06Foto.alıntıdır.

O, Bir Temmuz Günü Bize Elveda Dedi

Goruntu(098)

“İğne battı, canımı yaktı
Tombul kuş, arabaya koş
Arabanın tekeri, İstanbul’un şekeri
Hop hop hop, altın top
Bundan başka oyun yok!”
-Tekerlemeleri hatırlıyor musun? diye soruyor.
-Tamamını değil! diye yanıtlıyorum. Bunu da mesela siz söyleyince tam olarak anımsadım.
(İstanbul’un şekeri dünyalarda bir tane diye devam etmiyor muydu o yoksa ben mi uydurdumdu?)
-Hatırlamıyor, diyor gelini için… Ama ben söyletiyorum toruna; çok hoşuna gidiyor: hop hop hop, altın top.
-Kuşaklararası farklılıklar, diyorum. İlk anda hatırlayamadım ya, gelin benden de genç! diye ekliyorum.
Ses çıkarmıyor. Onu o gün son görüşüm…

Güller

Goruntu(073)
Uzattığında
kırmızı güller gibi açıldı
silik harflerden oluşan sarımtrak sayfalar
hayatını sorguladığını söylediğin
mizah dokulu, hatta dram…
Sen kokuyordu
arkadaş oluyordu kalan günlerime
yeni dönüm noktalarına uzanıyordu, hayat
dolduramadığını düşündüğün
neler sığdırdın
hep iyi yaşamaktı dileğin
sevdiklerini yaşatmak
anılmak günün birinde, o son gün
bir dost sohbetinin ortasında

Özgürlük

Günler geçti, aylar, yıllar!
Özgürlüğe kavuşalı yüzyıl oldu neredeyse. Bu sonuca ulaşmak için zorlu dönemler atlattık.
Bugün kişiliksiz addedildik ki, sahip olduğumuz yüce değerler hatırlatılıp devamlı sorguya çekiliyoruz.
Demokratik hakkımız: haykırarak konuşmak yeri geldiğinde, oysa söyleyeceklerimiz çekindiklerimiz!
Bugüne dek Cumhuriyet ile kazandıklarımızı mutlulukla ifade ettiğimiz milli etkinliklerimizi hakkıyla yerine getiremiyor; zeytin ağaçlarımız bile “sakıncalı” bulunup yerine “İslam’a uygun helal olanlarının” dikilmesi öngörülüyorsa özgürlükten bahsedebilir miyiz?
 vapFoto.alıntıdır.

Yaşama Sanatı

Günü alabildiğine yaşama sevincin
yüceltirken değerlerini
eleştiri, tenkit türü söylemleri
kaldırmadaki güçlük
heyecan katıyor
kabına sığmaz ruhuna
denetleyebildiğinde ise onu
çekiliyorsun kabuğuna
Korktuğundan mı böyle
Korkaksın diyemeyeceğim
Bir elini atmışsın gelecek kanatlarına
diğeri önceki günde cancağızım,
güne baktığında
ayağına takılan arıklık
üzüntüne sebep olmasın sonunda
kagitgemiqw4-thumbFoto.alıntıdır.