Özgürlük

Günler geçti, aylar, yıllar!
Özgürlüğe kavuşalı yüzyıl oldu neredeyse. Bu sonuca ulaşmak için zorlu dönemler atlattık.
Bugün kişiliksiz addedildik ki, sahip olduğumuz yüce değerler hatırlatılıp devamlı sorguya çekiliyoruz.
Demokratik hakkımız: haykırarak konuşmak yeri geldiğinde, oysa söyleyeceklerimiz çekindiklerimiz!
Bugüne dek Cumhuriyet ile kazandıklarımızı mutlulukla ifade ettiğimiz milli etkinliklerimizi hakkıyla yerine getiremiyor; zeytin ağaçlarımız bile “sakıncalı” bulunup yerine “İslam’a uygun helal olanlarının” dikilmesi öngörülüyorsa özgürlükten bahsedebilir miyiz?
 vapFoto.alıntıdır.

Yaşama Sanatı

Günü alabildiğine yaşama sevincin
yüceltirken değerlerini
eleştiri, tenkit türü söylemleri
kaldırmadaki güçlük
heyecan katıyor
kabına sığmaz ruhuna
denetleyebildiğinde ise onu
çekiliyorsun kabuğuna
Korktuğundan mı böyle
Korkaksın diyemeyeceğim
Bir elini atmışsın gelecek kanatlarına
diğeri önceki günde cancağızım,
güne baktığında
ayağına takılan arıklık
üzüntüne sebep olmasın sonunda
kagitgemiqw4-thumbFoto.alıntıdır.

Hissiz

“Seninle bitti” demeden sual ettin mi
Hiç mi anlamı yok içten bakışların, dokunuşların…
Derinliklerindeki unutamayış çığlıklarını
duymazdan mı geliyorsun yoksa
Edası hala gözünün önünde salınırken oysa!
Daha fazla özgürlük için
önceden çizdiğin
sembolik programa bağlı kalıp
koşuşuyorsun bugün
Anlayamadığın, yazılanı yok sayamayacağın
ve bundan böyle “sil baştan” yaşayamayacağın.
Kimin umurunda diyorsun, anladığım.
greeceFoto.alıntıdır.

Ölüm

Kıran geçiren ele avuca sığmaz bir dert!
Onlarca yıllık kovuğundan palazlanarak çıkar gün ışığına; gözlerimizi kör, kulakları sağır eder, dilleri dilsiz bırakır. İmkansızlaşır kavuşması gönüllerin birbirine, yetim bebeler sınırları zorlayan vuruşlardan. Bir ana – bir diyar sırt sırta verdiği halde çözümsüz problemlerle karşı karşıya anbean.
Kaza değil, çözüm sürecinde husule gelen taşkınlıklar barışın doğasını bozan… İfadeye göre “bağımsızlığı için” cana kıymayı mubah sayan zihniyeti kim anlayabilir? Oysa halk zaten bağımsız; belli kişi (kişilerin) hakimiyetinde ayrı bir devlet tasavvuru bu!
Halkın bölünmesine sebep teşkil edileceği biliniyordur, zira bu hepimizin anlayabildiği bir olgu. Aşamadığımız yıkık dökük viranelikten kimsenin yarasız sıyrılamayacağı açık seçik ortada. Keşke çocuklarımıza bilmecelerle dolu bir dünya teslim ederken zaten bir labirent hususiyetindeki ölümü çözümlemelerinde yardımcı olabilecek bir done birikimi bırakabilsek!
Alçakça inen bir yumruk mu dolanacaktı ekseninde evrenin?
Bir magandanın silahının namlusundan fırlayan kurşun mu vuracak seni-beni, düşüncesizce savrulduğunda havada egoistçe duyguların tatmini amaçlı?
Ya da bilinçle tezgahlanmış bir operasyonun mağduru olmak mı düşecek payına?
İnsan, bir tutkunun akabinde mi yüzleşecekti ölümle, burun buruna geldiğinde kaderiyle?
İster ki er kişi, kötülüğün mağlubiyeti üzerine, aşkla, duyulsun semada, huzurlu bir Hakk’a varış semaisi!
drtmevsimFoto.alıntıdır.

Yaşamsal Değerler

000030
Bir İstanbul dağarımda
eski günlerden kalma,
kardeşim, annem babam ile
bir yaz gecesi sinema çıkışı.
Yüksekkaldırım’da
bir sarhoşun laf atarak
çocuklardan biri size fazla
küçüğünü bana verin deyişi;
bir an kararışı çocuk dünyamın
babamın kulağımı çınlatan gür sesi ile
hadi oradan demesi
yokuşu çıkmaya devam edişimiz
uzaklaşan savsak ayak sesleri
ruhumda kabaran
güven hissinin tırmanışı
minik usuma aile kavramına dair
bir kez daha yüklenen ümit verici doneler…
Böylelikle gitgide
birlikteliğin,
bir evladın busesinin tatlılığının
yaşamsal değerler olduğunu
anlıyorum işte!

“Yetişemezsen El Salla”

80’li yıllar Murat 124’ün son demleri, ilk arabamız onlardan biri, bordosu…
Plakada tesadüfen isimlerimizin baş harfleri. -Gelin arabası olarak bir taksiyi süsletmişti babam.- O güne eş koşulu, beyaz kurdelenin üzerine yazılı harfler gibi.
Alır almaz ilk kaza, bir direğe toslama bagajdan, komple değişiyor o bölüm. Heyecanlıyım.
Sun-roof’u olan bir model, yaz aylarında iyi gelecek ama problem var; açtıkça kapanıyor kapak. Bir kibrit kutusu sıkıştırıyorum, kutu düştükçe alıp yeniden yerleştiriyorum. Az da olsa bir aralık, sıcak günleri karşılıyor.
O günlerden bir gün, bayram günü ateşim çıkıyor, titreme nöbeti… Astım başlangıcı! Bebek etkinecek diye korkuyorum, derin bir tedaviye almıyorlar, geçici çözümler: burun spreyi gibi. İyileştiricisi doğum sonrası.
Bize elveda demişti o, bir şubat akşamı. Hep bir otomobilimiz olsun, isterdi, en sevdiği renkti bordo.
k_simon_murat_124Foto.alıntıdır.

Gençlik

Kendinle çok ilgilisin, diyordu babası. Gençlikten olmalı!
Döndü, aynaya baktı: rujunu tazeledi. Güzel görünmeli idi.
Belki beraber bir yere giderlerdi. Nasıl olsa çok geçmeden gezintiler, vakit kaybı ve hatta ekonomik yitirim gibi görünmeye başlayacaktı. Annesi buna değinir, dışarı çıkmak istemediğini, kendine ve çevresine daha faydalı olabileceği etkinliklerde yer almanın onu mutlu ettiğini söylerdi. O ve sevgilisi de gerçekliklerle yüzleştikçe geri çekileceklerdi, başka alanlara yönelerek kendilerini geliştirmeyi tercih edeceklerdi…
Not: Alice Munro’nun, Firar’da bu konuya değindiğini görüyoruz…
B1wpJgwIcAALpD1.jpg largeFoto.alıntıdır.

umut türküsü oluyor sıcak sözcüklerin, telaşlıyım bu mevsimde yavrucağım, her şey iyiliğin için