Saykodelik

Yerleşmişsin,
hissettim olmadık bir anda
tutuldum soluğunda
baktım ki bulut üstündeyim, soğuktu
hüzün süzüldü damarlarımdan
telaşlandım,
bu halde geçireceğimden
korktum kalan ömrümü
incinmiştim ya
en umulmadık anda
dinmedi sancısı hala..
aşkın kimyası,
mutluluğun mucizevi derinliği
tatlı bir gülüş idi oysa.
CIMG7614Foto.Bala Çiçek

Cesurane

Korkularım yalnız bırakmıyordu,
fakat o kadarının elzem olduğunu öğrenecektim.
Yoğunlaştığını düşündüğümde ket vuracaktım
endişelerime;
ilgimi çeken ne varsa okuyarak,
sıkıldıkça yazarak.

Kaygı bozukluğu ile sırt sırta vermiş
koruma setinde konuşlandım.
Sayrılık girmesin diye kapıdan içeri
önlemler alarak geçti hayatım…

Hüzün dolu anlar reva görmedi benden
Kendim yarattım mutluluğumu

Yüreklilik ile savundum değerlerimi.
Daha cesur addettim kendimi günden güne.

Var olmuştum işte..birlik fikri ile güçlenen
duyumsadığım,
en candan dayanışma halinin siperinde.

CIMG6204Foto.Bala Çiçek

Okul Younda

Sabahtı, yola koyuldu. Caddeyi, dükkanları, evleri, kıraathaneyi geçti. Yirmi dakika yürüdü öyle.
Kuledibi… Siyah gri cüssesiyle dikiliveriyor karşısında Galata Kulesi. Hastane ile liseyi dolanıp okula giriyor. Okul binası yılların içinden sıyrılıp vefakar, fedakar, neşeli endamı ile kurulmuş duruyor önünde.
Arkadaşlar etrafında; Suzan, Özdenen, Hicran… Saklambaç oynuyorlar, köşe bucak.
Öğretmenini seviyor, kart yolluyor sonrasında her bayram, öğretmeni de ona. Okul çıkışında bekliyor, çantasını alıyor elinden, birlikte yürüyorlar durağa kadar.
Öğleyin annesiyle kardeşi geliyor,  yemek getiriyor annesi. Büyük terasa çıkıyorlar, onu görünce kardeşi de yiyor.
Kısa bir süreç ömür dediğin; ereklerine ulaşma gayreti ile koşuşturup durduğun. Çocukluk yıllarından çekip aldığın anılardan değindiklerin… Sarıyor benliğini coşkun izleri.
Babası çıkartıyor evden, ver elini Harbiye, Boğa Heykeli: siyah beyaz bir fotoğraf..babası ve o, sımsıkı yapışmış işaret parmağına. Kardeşi küçük, o, anneyle evde.
Kalplerde yerleşen kavrayışı sevginin.
Anneannenin evinde cumbada sedirde oturmuş poğaçacıyı bekliyorlar, sabah saat yedi. Henüz çıkmış fırından üstü çizili yağlı sade-peynirli poğaçalar; çayın, ılık ballı sütün yanında iyi gidiyor.
Babaannenin kocaman mutfağında toplanıyorlar, bayram sofrası: hala, enişte, kuzenler hepsi orada.
Geriye bakıp toparladığın anılar başını döndürüyorsa, duyarak yaşadığının göstergesi bu. Hazır ol.
GalataFoto.alıntıdır.

Kendinle Barışık Olma

Öyle bir an geliyor ki, kendimden sıkıldığım an! O an, insanın kendisiyle barışık olması ne demek idrak edemiyorum.
Oysa, her fırsatta “kendimle barışık biriyim” der durur. Nasıl olur?
Kabuğuma çekildiğimde, yalnız başıma bazı işler kotarmaya çalıştığımda, kurallarım, fazla çattığından benliğime, kızarım üstbene. Bocalarım, nefesim kesilir. Gerginliği gidermek için bir süre çabalarım.
Mücadele bitince yine barışırım ben kendimle, yeter ki, umutsuzlukla çevrelenmesin dünyam. Özgüvenim eksilmesin.
Barış, sihirli bir sözcük. Kim çatısı altında uyumak istemez. Hakim olduğu ortamlar şenlenir. Eksikliğinde geri kazanımı için savaşa bile gidilir. Küsenleri uzlaştırmak için arabulucular girer devreye, öylesine gereksinilir varlığı…
Bir dönem kişiliğinin kabülü için çıktığı yolu, kendisiyle barışık olarak alması, başarıyla donanmış ilişkiler yumağına sarılması insanoğlunun.
harelerFoto.alıntıdır.

Emeklinin Gördüğü

Unutulmak değil asıl yakan içini… Sevdiğin işle artık uğraşamayacak oluşun yarattığı boşluk yüreğini burkan. Hayat rengarenk. Bulur kişi, hoşça vakit geçireceği bir başka meşguliyet mutlaka. Yeter ki barış hakim olsun ülkede ve dünyada.
Işid’in terör estirdiği, dünyaya korku saldığı günler…
Severek yaptığın şeyler zevk vermez olur birden.
Duyulan sıkıntı, bir başlangıç değildir, umarım. Aşkından ayrılmak zorunda kaldığında çattığın; yoksullukla baş etmeye çalıştığında karşılaştığın; ölümü çok yakınında yaşayıp kabullendiğinde duyumsadığın; amansız bir sayrılıkla helak olduğundaki çaresizliğin eşiği gibi umutsuzluk yüklü bir dönem yaşamayız, diliyorum.
Her an emareleri ile iç içe bulunsam da daha önce hiç harbetmedim. Kıtlık, sefalet, acı, can kaybı, yıkık dökük binalar… Kişilerin, birbirine davranışlarına bakıp insanlığa değer verilmiyor diyerek üzüldüğümüz bir zaman dilimi yaşadığımız. Daha da ileri gidilip insanları hunharca katletmek için cani olmak gerek!
Kobane halkına zulmeden topluluğun hala İslami bir örgüt olup olmadığının tartışılabildiği; bunlar yaşanırken kendilerine destek vermediğimiz öne sürülerek ülkemizi yakıp yıkan-cana kıyan PKK’lıların haklılığına dem vurulduğu bir ortam bu!
Çocuklarımızın yarınlarının güvenliği için sağduyuya gereksinim var, unutmamalı.
Elimizden gelen yapabileceğimiz bir şey olmalı.
istanbul_gibi_kokuncaFoto.alıntıdır.

Hayatla

Yıllar önce ilk karşılaştığında bir kapı açıldı önünde, sonsuzluğa giden yol görünüyordu. Gülen gözler, tatlı arkadaşlıklar, dostluklar ruhunu okşuyordu. Tasasız bir dünya yok… Kırgınlıklar olurdu zaman zaman, üzülürdü. Hatayı hep kendinde arardı.
Karşılıklı küsüşmelerin ilişkilerin tuzu biberi olduğunu düşünüyor ne zamandır. Tabii ki hatalar olacaktı, insanın yapısı böyle yoğrulmuştu; kusursuz değildi ve yanlış davranışlar tek tarafa ait olamazdı. Daha dingindi, iyimser açıdan bakabiliyordu yaşananlara. Suçlamıyordu artık kendini. Heyecanına yenik düşmüyordu. Daha az öz eleştiri yapıyordu, çünkü bu yüzden yıpranmıştı.
İki kişi konuşurken söze karışıp kafaları karıştırdığını fark ettiğinde on beş yaşında idi. Yüzüne kızgınlıkla bakan arkadaşlarının bu tavrına alınıp bir durgunluk dönemi ardından, sözlerine özen göstermeye gayret etti. Düşünmeden konuşmadığına dikkat çekilip takdir edildi.
Yarım asırlık bir yaşam deneyiminin sonunda şimdi daha yerinde konuştuğuna inanıyor ve sayılıyor: konuşmalarının anlam yüklü oluşundan mı, yaşından mı kaynaklanıyor bu saygı merak ediyor…
yasli-kadin-ve-denizFoto.alıntıdır.

umut türküsü oluyor sıcak sözcüklerin, telaşlıyım bu mevsimde yavrucağım, her şey iyiliğin için