Anneanne Keki

Benim açımdan anne keki, kızıma göre anneanne keki olan tarif şöyle:
Üç su bardağı una, birer su bardağı toz şeker, yoğurt ve sıvı yağ, bir paket kabartma tozu, bir fiske tuz, vanilya, üç yumurta.
Çırpılmış harcın 3/4’ü yağlanan tepsiye dökülür. Kalan harç iki yemek kaşığı kakao ilave edilerek karıştırılır ve o da dökülüp yayılır.
175 derecelik önceden ısıtılmış fırında 30 dakika pişirilir.
Afiyetle.
DSC_0273-2

Kısa Kısa

Bölümleri kısa soluklu yazmayı tercih ediyorum.
Genel olarak okumaktan hele uzun yazıları (okumaktan) hoşlanmadığımızı bilmek.
Üzse de…
Bu bir sorunsal. Çözüm için ne yapabilirim diye düşünürken… Çünkü zamanımın önemli kısmını okuyarak geçirmek istiyordum.
Okuyordum ama uzun soluklu kalamıyordum kitabın başında; aynı zamanda bir çok kitap okuyarak renklendirmeye çalıştım. Birinden bir iki paragraf, diğerinden üç sayfa, bir başka kitaptan iki satır… Ve okuyuşlarım kitabı elime alınca uzun süre devam etmeye başladı. Aynı zaman diliminde birkaç kitabı okumanın, okuyamama ya da başlanıp bitirememe sorununu çözeceğini düşünüyorum. Keyifle okunuyor öyle.
Türkçe öğretmenim derdi ki, ne yaparsanız yapın..ne denli sıkılsanız da okumaya başladığınız kitabı mutlaka bitirin. Geçen zaman içinde bitiremediğim çok kitap var ama bu konuda şimdilerde daha iyiyim.
Sanat Tarihçisi Gül İrepoğlu da Fiyonklu İstanbul Dürbünü’nde bu konuya işaret edip bir anda birden fazla kitap okuduğunu belirtiyor.
Bu birçok işi aynı günde kotarmak; birkaç yazıyı aynı anda karalamak gibi.
Satırlar arasında gezinirken rastladığım bir iki cümle çok tanıdık geliyor, beni anlatıyor sanki..bu beni mutlu etmeye yetiyor. Bazen yaşayıp da kendi kendime itiraf edemediğim ruhumu okşayan duygulanımlar çıkıyor ortaya. Bir paragraf içinde aniden beliren düşünce biçimleri mest ediyor.
Beni mutlandıran, ruhuma dokunan, öğretici unsurlar içeren tek kelime ya da cümle için bir kitap alıp okuyabilirim. Bunu çoğu zaman önceden bilemem tabii. Kitaplarımı seçimimden dolayı duyduğum bahtiyarlık bir bakıma yazın dünyasına müteşekkir oluşumun bir ifadesidir.

IMG_0542-2

Favori Poğaça Tarifim

Son yıllardaki favori poğaça tarifim: iki su bardağı una birer çay bardağı yoğurt ve zeytinyağı, 3/4 çay kaşığı tuz, 1/4 çay kaşığı toz şeker, bir paket kabartma tozu, bir yemek kaşığı sirke, yumurta akı; sarısı fırına vermeden önce  şekillendirilen poğaçaların üzerine sürülecek.
175 derecede ısıtılmış fırında 20 dakika pişirilecek.
İç harcı olarak bu defa lor peyniri, maydanoz, ceviz kırığı, zeytinyağı, tuz, karabiber karışımı kullandım.
Afiyetle.
DSC_0270-2

Ahmet Cemal’in Çevirisi

Hermann Broch’un başyapıtı, çevrilemezliği ile bilinen Vergilius’un Ölümü adlı eseri Ahmet Cemal, 2012’de Türkçe’ye çevirdi. Düzgün, derli toplu bir Türkçe kullanılmış…
Hermann Broch yeni Alman düz yazısını temsil eder, diyor Rudolf Brunngraber. Kendisini daha iyi tanımak adına Broch Psikolojik Otobiyografi okunmaya değer nitelikte bir kitap.

BrochFoto.alıntıdır.

Hobi Mi, Ek İş Mi, Esas İş Mi

Yazarlardan, yazmaya bir süre ara vererek başka konularla ilgilenip sonra yeniden yazıya devam ettiklerini anlatan tümceler okuyorum birçok yerde. Diğer pek çok meslekte de bunu görmek mümkün; kişinin işinin yanısıra hobisi olmalı. Eğitmenler buna önem vererek çalışmalarında değiniyorlar. Öğretmenler öğrencilerini bu yönde teşvik ediyorlar.
Hobi, işten yorgun düşen bedenimizi ve dimağımızı dinlendirmekle kalmayıp önümüzde yeni ufuklar açacak kadar etkili olabilir. Öyle ki mesleğimizden maddi ya da manevi olarak yeterli verimi alamıyorsak, benimsediğimiz hobimizi esas işimiz katına oturtabiliriz. Kapasitemiz ölçüsünde her ikisini birlikte yürütmeğe çalışabiliriz.
Mesleğimize verdiğimiz emek nispetinde onu da kıymetlendirdiğimizde faydalı bir unsura dönüşecektir hayatımızda.
Günümüzde, edindiğimiz hobimiz mesleğimiz gibi değerli; ek iş olma yolunda ve esas işimizi elimizden alacak denli sevgili konumunda.

folt boltFoto.Folt Bolt’un paylaşımı.

Söyleşi Çiçeği

Söyleşi çiçeği. Dostoyevski, Mektup türündeki eseri İnsancıklar’da değinir böyle bir çiçeğin varlığına. İsmi bir fiille anılan bitkilerden; Beni Unutma çiçeği gibi.
Su verirken çiçekleriyle konuştuğunu belirtir ya bazısı! Köklerine can gelir bir ses duyumsadıklarında, harekete geçer kıvrımları. Güne uyanırlar bizlerle.
Kırmızı çiçekli bir bitki var cam kenarında, sulanmasını izleyen dört beş gün içinde dallarıyla beraber aşağı doğru meylediyor. Bunun üzerine su verildiğinde yayılmış olduğu zeminden dirilişe geçiyor; bildiğimiz saksıda çiçek oluveriyor yeniden.
Konuşuyorum ben de bazen, toprakta kıpırdanışlarını duyuyorum. Aşk ile doğup gelişiyor Tanrı’nın can verdiği. Doymadan açamaz gözlerini dünyaya, sevgisiz saramaz gövdesini. Kökten diriltmeli düştüğünde, muhabbetle yeşertmeli.
Çiçeklerin özen gösterilmeden büyümeye gücü yok baksana.

220Foto.alıntıdır.

Yaşama Sevincim

(Dünya Otizm farkındalığı adına)

günüme doğdun, ışıksın yolumdaki
anıma yoğunlaşma sebebim oldun..
evrene
yargısız yaklaşmayı öğreniyorum
tavırlarından,
seviyorum her halini..
bahşediyorsun dünyayı,
bütünleniyoruz birlikte..
dikkatle duyumlarımıza yönelip
anlayarak birbirimizi
dünü kazanıyoruz yeniden,
bugün
karşılıyoruz yarını sevinçle

Down-SendromuFoto.alıntıdır.

Dans, Spor ve Sosyalleşme

Her birimiz hayatımızın bir döneminde tango yapmışızdır. Dans etmeyi gençlik yıllarıma sığdırdığımdan bu söylem.
Tango, bir başka kişiye uyum sağlayarak yapıldığından kontrollü hareket etmeyi gerektiren bir dans türü. Bu bağımsız bir kişiliği memnun etmeyebilir.
Diğer yandan kişinin sevdiği ile aynı pisti paylaşması hoş. Romantizm de eklenir haz duygusuna aşıksak eğer.
Medeni ve modern açıdan baktığınızda dans vazgeçilmez bir unsur yaşamda. Kişileri birbirine yaklaştıran sosyal bir etmen. İyi vakit geçirme sebeplerinden biri.
Masa tenisi, pinpon da topluluk içinde keyifli anlar yaşatan sporlardan. Tabii dans ve spor ayrı konseptleri olan faaliyetler… Netice olarak hobi diye niteleyebileceğimiz, arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde hoşça vakit geçirebileceğimiz melekelerimiz olmalı her zaman. Kişi, mutluluğunu kendi yaratır madem, dans olsun..spor olsun sosyalleşmeyi sağlayan ögelerden olduğundan ve yaşlanmayı geciktirdikleri iddia edilebileceğinden yabana atılmamalı.

tangoFoto.alıntıdır.