Yine

Yürüdüm. Yürüdüm.
Televizyonda gazeteci Mehmet Barlas ile Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un konuşmasını dinledim, gözlerim yarı kapalı… Sanat tarihçisi Atasoy, Osmanlı padişahlarının takıp takıştırmaya ne denli önem verdiğinden bahsetti.
Yorgun hissediyordum, uyumak istedim. Sabahsa beş idi uyandığımda. Yavrum, yeni yatacaktı. Biraz daha uzanıp altı gibi kalktım.
Dünkü yazılarımı okudum, birkaç yere takıldım. Düzelttim.
Sıcak bir gün olacak yine sanırım.
Bulaşık makinesini çalıştırdım, kirli tabak-çanak birikmiş yine.
Kuş sesleri, cıvıl cıvıl… Tüm hayatımızı kaplıyor. Ne şahane ki kuşlarla yaşıyoruz!
Atletime tutturduğum çengelli iğneye takılı nazar boncuğunu aradım, kaybetmişim; bir yerimize batmadan iğnesi, çıksa bulunduğu yerden. Derken… Buldum! Başucu kitabımın üzerine bırakmışım.
Nazar boncuğunu bulamayınca yavrumun bir doğum günümde hediye ettiği gümüş hazneli nazar boncuklarından oluşan bilekliğimi taktıydım demin, beyaz kayışlı saatimin yanına. Güzel durdular ikisi.
Bir hoşluk bu bence. Taktığında hem nazardan korunma hissi uyandırıyor hem harika duruyor: beyazlığın üzerinde mavi tonları, ışıltılı bir iğnenin ucuna takılı; parmakta bir yüzük, boncuklardan oluşmuş ya da bilekte, zincirde kolye olarak. Hayatı renklendiriyor.
Camı şekillendirmek hakikaten çok meşakkatli bir iş, yürek verip kotaranlara selam olsun!

KaleFoto.alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.