Etiket arşivi: hayat

Sessiz Dost Boncuk

O ne tatlı! Çıkarsız bir dünya vaat ettiği.
Ne cana yakın, hep onunla olasım var.
Fakat şartlar…
Minik yavrularına tanıtırken yaşamı
annemi, babamı, hatta tüm kaybettiklerimi
getiriyor bana geri. (Daima özlediğim)
sevgileri sarıyor benliğimi eskisi gibi.
Ve kıskanasım var,
böylesi sevimli sessiz bir dost ile
hayatını paylaşmayı bilenleri.
Yanlış anlaşılmasın,
kutluyorum onları öncelikle.
Sımsıkı bir dostluk diliyorum kendilerine.
Not- Fotoğrafı ben çekmedim tabii ki!

Selim İleri’ye Dair

#EdebiyattaEllinciYıl #Selimİleri

1976’da yayınladığı romanı Her Gece Bodrum ile “Her Gece Bodrum Romancısı” adıyla ünlenmişti, Selim İleri. O günleri anımsıyorum.  O yıllardan günümüze edebiyat dünyasına katkıları ile kendisinden çok söz ettirdi.

Üslubunu gayet seviyeli bir anlatım tarzından yana geliştirip koruyan İleri, edebiyat sayfalarında kalıcı bir iz bırakacağını her eseri ile kanıtlamış bir değerdir… Okuyucu ile adeta konuşurcasına dillendirilmiş olduğu gözden kaçmayan deneme kitapları, köşe yazıları ne denli samimidir. Romanlarında, içimizde yaşayan kişiliklerin yaşantılarından kesitler sunmayı amaçlarken kullandığı ifade ile bizleri konunun içine çeker.

2013’te yayınlanan Mel’un adlı romanında özgül olarak bir yazarın hayatını anlatıyordu (Şu sıralar ikinci kez okuyorum.). Bu eserin ardından okuduğum kitaplarından biri, ilk romanı idi; Her Gece Bodrum! Birçok duygu, düşünce; birkaç karakterde aynı anda tanımlanamaz dediğiniz tatta renk buluyor, ses veriyordu.

Denemelerini okumak ayrı zevk… Hayatla örtüşen, sanatçılarla zenginleşen vazgeçilmez kaynak onlar!

Kitaplığımda Selim İleri’ye ait bir bölüm var, diyebilirim. O, güncel olmaktan öte günümüz yazarı olma safında yer eden gerçekten okunulası düşün adamlarından.

Sevgi, saygıyla.

Sevdanız

Sığmıştınız bir damla gize ikiniz
kararlı balıkların
su yüzeyine çıkışı deviniminde
Seçiliyordunuz
kalabalık idi etraf
Dünya senin için o idi ya…
Hayat akardı,
onun için o sendin.
O susardı uzaklaştıkça, sen susardın
Yollarınız kesiştikçe
konuşurdunuz sevgiyle
Birbirinize yaklaştıkça
sempati çoğalıyordu aranızda
coşuyordunuz sevinçle
Ne mutlandırıcı bir histi, aşk
O koşardı yakınlaştıkça siz
tutku kokardı sevdanız
Ne de olsa,
yıldızların altında
yeşil bir sığınaktı kurduğunuz
Bozulabilirdi
yağarsa ateşten sağanak
Ne ki,
yalınlık yakınlık
sadelik duruluktan yana idi
aşk dediğin…

An

An geliyor, işte o an
kendimden sıkıldığım…
Öyle bir an ki
insanlardan kaçtığım,
hayvanların o saf sorgusuz
çocuk bakışlarında
yeniden soluklandığım…
Güldüren neşelendiren bir kucak o!
Coşkusunu yürekten paylaştığın,
sevinç olup uçtuğunda
yakalayamayacağından korktuğun…
Sonra seni sürüklediği seyirlikte
hayatın derinliklerine daldığını
fark edersin!
Dönüp baktığında sılaya
izlere takılıp kalırsın ya!
Doyamadığını hissedersin o an
yaşadıklarına…

Yeni Bir Yuva

Özledim seni şimdiden
Halk tabiriyle,
mavi boncuk dağıtıyordun
Öyle tanıdım seni
sevgilisi iken herkesin
Boncuk dedim sana ben de
Hikayeni merak ediyordum
Adın Linda imiş
Çocuklardan öğrendik
Ki onlar ailen imiş
Ne güzel günler geçirdiniz beraber
kim bilir
Zaten çok mesuttun sen her zaman
Hislerini hiç saklamıyorsun
doğan gereği
Ancak daha iyi anlıyorum şu an
O tatlı edaların
vedanın habercisi imiş meğer
Bir girdin hayatımıza pir girdin
Seni unutmayacağız
Biliyorum aramızda hep konuşacağız
Çiçekten tacını
yaşam koşusunda soluklandığın
başka bir dünyada takacaksın artık
Minik bebelerini kucaklarken…

Aktarım

Ne denli derinden geliyor sesin
Unutmuş muyum
Hayır
Varamadığım için yanına hayranlığım duruşuna
Çocukluğumda anlattığın masalların içinden
gülerdin bana
İşte öyle hatırlıyorum seni
Değiştiremediğin ne idi
ya da değiştirmemi önerdiğin
Eninde sonunda bir nüve aktarıma dair
tutunarak köklerine
doludizgin şekillenen dönemeçlerde
Senden bana bir devir
gelecek düşlerimin gerçekleştiği günlerde
Bir göz açıp kapama süreci-sürdürdüğün
bu kısa seyirlikte
Sonra ereklerine ulaşma sevinci-kaplayan dünyanı
Tüm kara bulutlardan arınmış
bir sayfaya yazılmalıydı, ışıklarla
yeni, sıradan bir hayatın güzelliği.

“Halk” İçin

Anayasayı değiştirme çalışmaları gündemimizde!
Düzeni değiştirme çabası ne denli doğru acaba?
Cumhuriyet’in ilanı gönendirmişti bizi! Cumhuriyet, hür bir ruh ile dertlerini karşısındakinin düşüncelerine saygı duyarak anlatmak demek! Demokratik, laik, fırsatları milletin lehine yönelik değerlendiren bir yönetim şekli! Ne badireler atlatıldı onu getirmek için. Fertlerin haklarını yasalarla koruyan yapıcı bir düzen bu! “Ne kadar gerçekleştirilebiliyor” diye sorulabilir tabii. Gelişmekte olan bir ülke olarak ne kadar ileri gidilebiliyorsa o kadar…
Yalnız şu var ki, hep bir beklenti halindeyiz. Elimizden gelenin en iyisini yapacağımıza, her zaman, dış etkenlerin bizi yapılandırmasını umut ediyoruz. İçinde bulunduğumuz durum bunun en basit örneği ve aynı zamanda önemsenmesi gerekli!
“Cumhuriyet” ile gelişmek varken, halkın mühim bir kısmı destekliyor devlet başkanlığı sistemini. Sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişi(ler)in ardından sürüklenme, yapımızı şekillendiriyor adeta.
Oysa, kendimizi bilgilendirip eğiterek dertlerimize derman olabiliriz. Kendimizi, güvenli olduğunu sandığımız birilerine emanet etmektense, her birimiz kendi ayaklarımız üzerinde durmaya yemin edersek, ancak, o zaman gelişen ülkeler arasında yer alacağımız coşkusuyla hayata daha başka bir güçle sarılabiliriz.
Başkalarının bizim adımıza düşünüp kararlar almasına izin vermemeli; önümüzde kör bir ışık olmasını yadırgamalıyız. Kaldı ki, hür irade ile seçim hakkını kullanabilmek ne büyük şeref insan evladı için!

KORKMUYORUZ

Yaradan tarafından hep güzellikleri seyretmek ve hissetmek üzere biçimlendirilmişken, aklımız ve yüreğimiz, bu azap niye? Zalimliğe maruz kalmak için nerede hata yaptık?
İnsanca davranmak, “insan” olmak bir suç olmamalı?
“İnsan” olarak yaşamak incitilmek manası taşımaz!
Doğaya karşı gelmek kimseye bir şey kazandırmaz.
“İnsanın” gerektiğinde zor koşullarda, zahmet içinde meydana getirdiği yapıcılığını gözler önüne seren eserlerini ortadan kaldırarak, “insan” hayatını hiçe sayıp ona kıyarak atılan adımlar; kötülük tohumları kendi batağında yitip gitmeye mahkumdur. Kendi oluşturduğu felaketlere bel bağlamak, kötülüklerden umutlanmak vicdana sığmıyor. İnanmıyorlar ama her kötülük sonunda cezalandırılır.
Terör beraberinde istedikleri kapıların açılacağını sanmaları ne büyük bir aldanış!
Özgürlük kavramını kötü emellere alet ederek demokratik yollarla rahatlıkla çözülecek meseleleri kan dökerek içinden çıkılmaz hale getirmek akıllıca olmadığı gibi insanlık onurunu zedeliyor…
Ne söylesek boş yere edilmiş lakırdılar olarak görüldüğü açık ki, barışseverlik yerle bir!
Terör kana doymuyor!
Artık “ne olursa olsun yaşamıma devam edeceğim” söylemleri ile korkusuzca ilerlediğimizi belirtelim biz de…

Ahengin Rengi

Çoktan beri hayalimde bir ağaç resmi,
rengi kırmızı… Çizeceğim.
Etkisindeyim haliyle…
Uzun aradan sonra
Woolf okurken bu sabah
Boyandı birden satır araları ahenk ile
Mavi, sarı, pembe
Rengarenk
O ne idi öyle
Yüzüm gözüm açıldı
İmgeler hayata geçirilemez her zaman, bilirim
Ama ya erekler
Onlara ulaşmamız elzem
Bu doğrultuda
yaşantılarımızın yapı taşı,
vazgeçilmez çabalarımız olmalı.
2016-09-20-19-18-48

Saatler

Umudun umudum oldu,
söze değen çeyrek asır boyunca.
Soluk soluğa geçen saatler
seyreliyordu artık hissediyordum.
Sen de farkında mıydın? Belli etmiyordun.
O son akşam idi, süzüldün açık kapıdan içeri
barışın hakim olduğu bir dünyayı düşleyerek,
yeni yapılanmalara dair biçemleri tembihleyerek.
Adım adım ilerlediğin bir ömür idi seninki,
daima her şeyin yolunda gittiğine olan inancın
artı puan katıyordu hayatın değerine.
Ne mucizevi bir hal olmalı ki,
yaşanıyordu her türlü tuzağa karşın
öğreniyorduk…
Öyle ya!
Çarpık düzenin parçası olmaya aday idik ta baştan!
2016-09-16-18-42-33