Aktarım

Ne denli derinden geliyor sesin
Unutmuş muyum
Hayır
Varamadığım için yanına hayranlığım duruşuna
Çocukluğumda anlattığın masalların içinden
gülerdin bana
İşte öyle hatırlıyorum seni
Değiştiremediğin ne idi
ya da değiştirmemi önerdiğin
Eninde sonunda bir nüve aktarıma dair
tutunarak köklerine
doludizgin şekillenen dönemeçlerde
Senden bana bir devir
gelecek düşlerimin gerçekleştiği günlerde
Bir göz açıp kapama süreci-sürdürdüğün
bu kısa seyirlikte
Sonra ereklerine ulaşma sevinci-kaplayan dünyanı
Tüm kara bulutlardan arınmış
bir sayfaya yazılmalıydı, ışıklarla
yeni, sıradan bir hayatın güzelliği.

Dereotlu Poğaça

Dört su bardağı un, bir paket kabartma tozu, bir tatlı kaşığı toz şeker, bir buçuk çay kaşığı tuz karıştırılır; iki çay bardağı yoğurt, iki çay bardağı zeytinyağı, bir yumurta akı ya da süt ilavesi ile bir hamur oluşturulur.
Bir yemek kaşığı toz dereotu ve bir tatlı kaşığı kırmızı pul biber hamura yedirilir.
Yarım saat buzdolabında bekletildikten sonra içine peynir yerleştirerek şekil verip üzerine yumurta sarısı ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı karışımı sürüp çörek otu serpilerek 175 derecelik fırında 25 dakika pişirilir.
Afiyetle.

Cevizli Ekmek

Ceviz sevenler için hoş bir seçenek, cevizli ekmek…
Altı su bardağı un, üç çay kaşığı kuru maya, iki yemek kaşığı toz şeker, iki çay kaşığı tuz karıştırılır; ilaveten üç yemek kaşığı zeytinyağı ve beş çay bardağı ılık su-süt konur. Hamur haline getirilen karışıma iki avuç kadar ceviz katılır.
Yağlanan kalıba yayılan hamur 30-40 derece ısıtılmış fırında mayalanmaya bırakılır; 15 dakika bekletilip fırın yeniden ısıtılır. Bu işlem dört kez tekrarlanır.
Kabaran hamurun üzerine yağ sürülür ve un serpilir; 180 derece ısıtılmış fırında 20 dakika pişirilir.
Afiyetle.

Hikaye

Deniz buradan çok uzak
Öyle özledim ki,
yağmurun peşi sıra ısıtan nefesini
denize taş atarken yarışmayı bir akşamüstü
İstanbul tanıktı,
beni neşelendiren sesine
Öfkelendiğinde kararan bakışların
Pamuklar içinde saklamıştım seni
İlk kımıldanışlarımız
çocukluğumuz
düşününce ne denli yakın
Oysa ulaşamıyorum artık
ne rüyada, ne hayalde
Hikaye şimdi, siyah beyaz bir hikaye
o dokunmaya kıyamadığım suret…

“Halk” İçin

Anayasayı değiştirme çalışmaları gündemimizde!
Düzeni değiştirme çabası ne denli doğru acaba?
Cumhuriyet’in ilanı gönendirmişti bizi! Cumhuriyet, hür bir ruh ile dertlerini karşısındakinin düşüncelerine saygı duyarak anlatmak demek! Demokratik, laik, fırsatları milletin lehine yönelik değerlendiren bir yönetim şekli! Ne badireler atlatıldı onu getirmek için. Fertlerin haklarını yasalarla koruyan yapıcı bir düzen bu! “Ne kadar gerçekleştirilebiliyor” diye sorulabilir tabii. Gelişmekte olan bir ülke olarak ne kadar ileri gidilebiliyorsa o kadar…
Yalnız şu var ki, hep bir beklenti halindeyiz. Elimizden gelenin en iyisini yapacağımıza, her zaman, dış etkenlerin bizi yapılandırmasını umut ediyoruz. İçinde bulunduğumuz durum bunun en basit örneği ve aynı zamanda önemsenmesi gerekli!
“Cumhuriyet” ile gelişmek varken, halkın mühim bir kısmı destekliyor devlet başkanlığı sistemini. Sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişi(ler)in ardından sürüklenme, yapımızı şekillendiriyor adeta.
Oysa, kendimizi bilgilendirip eğiterek dertlerimize derman olabiliriz. Kendimizi, güvenli olduğunu sandığımız birilerine emanet etmektense, her birimiz kendi ayaklarımız üzerinde durmaya yemin edersek, ancak, o zaman gelişen ülkeler arasında yer alacağımız coşkusuyla hayata daha başka bir güçle sarılabiliriz.
Başkalarının bizim adımıza düşünüp kararlar almasına izin vermemeli; önümüzde kör bir ışık olmasını yadırgamalıyız. Kaldı ki, hür irade ile seçim hakkını kullanabilmek ne büyük şeref insan evladı için!

KORKMUYORUZ

Yaradan tarafından hep güzellikleri seyretmek ve hissetmek üzere biçimlendirilmişken, aklımız ve yüreğimiz, bu azap niye? Zalimliğe maruz kalmak için nerede hata yaptık?
İnsanca davranmak, “insan” olmak bir suç olmamalı?
“İnsan” olarak yaşamak incitilmek manası taşımaz!
Doğaya karşı gelmek kimseye bir şey kazandırmaz.
“İnsanın” gerektiğinde zor koşullarda, zahmet içinde meydana getirdiği yapıcılığını gözler önüne seren eserlerini ortadan kaldırarak, “insan” hayatını hiçe sayıp ona kıyarak atılan adımlar; kötülük tohumları kendi batağında yitip gitmeye mahkumdur. Kendi oluşturduğu felaketlere bel bağlamak, kötülüklerden umutlanmak vicdana sığmıyor. İnanmıyorlar ama her kötülük sonunda cezalandırılır.
Terör beraberinde istedikleri kapıların açılacağını sanmaları ne büyük bir aldanış!
Özgürlük kavramını kötü emellere alet ederek demokratik yollarla rahatlıkla çözülecek meseleleri kan dökerek içinden çıkılmaz hale getirmek akıllıca olmadığı gibi insanlık onurunu zedeliyor…
Ne söylesek boş yere edilmiş lakırdılar olarak görüldüğü açık ki, barışseverlik yerle bir!
Terör kana doymuyor!
Artık “ne olursa olsun yaşamıma devam edeceğim” söylemleri ile korkusuzca ilerlediğimizi belirtelim biz de…

Hoşgeldin

Hoşgeldin. Yüreğim ışıdı şu an
Beklemiyordum desem, yalan olur inan
Sensiz olamamıştım ben zaten
Ne özlemişim
Kucaklayan sesinle uyandığım
Bir şarkıyı beraber dinlediğimiz
-ne kadar bizi anlatıyordu
Oysa, inkar ettim
Giderken sen, dolanmalıydım boynuna
Sürüklenmeliydim yol boyunca
Göze almalıydım divaneliği
Bir varoluş içinde
yok oluşun yeganeliğini
Öyle ya
Onca buruk anıya,
bulmazdım el sallarken
kendimi o zaman.

Ponçik (Reçelli Kurabiye)

Malzemeleri şöyle bir gözden geçirelim!
Bir yumurta, bir çay bardağı zeytinyağı, bir çay bardağı eritilmiş tereyağı, bir çay bardağı yoğurt, bir yemek kaşığı pudra şekeri, bir paket kabartma tozu, bir vanilya çubuğu ve aldığı kadar un -onbeş yemek kaşığı gibi.
Hepsini karıştırıp yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Hamurdan eşit büyüklükte parçalar koparıp avuç içinde açarak koyu kıvamlı bir reçel ya da marmelattan bir tatlı kaşığı kadar koyup kapatıyoruz.
Yağlı kağıt serili bir fırın tepsisine dizip 180 derecelik ısıda 30-35 dakika fırınlıyoruz.
Pişirdikten sonra üzerine pudra şekeri serpip servise sunuyoruz. Afiyetle.

umut türküsü oluyor sıcak sözcüklerin, telaşlıyım bu mevsimde yavrucağım, her şey iyiliğin için