Etiket arşivi: ev

DÜNYA VATANDAŞI

60’lı yıllardı, çocuktum. Fener’de Rum aileler çoktu. Anneannem Selanik’ten göçtüklerinde oradaki ile takas ettikleri üç katlı-nobs* bir evde oturuyordu. Her gün onu ziyarete gidip gelirdik. Annemin çocukluğu da orada geçmişti hâliyle. Arkadaşlarından bazısı evlendiklerinde  aynı evlerinde büyükleriyle yaşamayı sürdürmüşlerdi.
Komşularıyla konuşurlarken dinlerdim onları; çocuklarından bahsederlerdi. İçlerinden biri Rumdu, bir Türk ile hayatını birleştirmişti yıllar önce. Kızı evlenip Atina’ya yerleşmişti. Bunu duyduğum an çocuk aklımda önümde dünyaya açılan bir kapı belirdi. Bir solukta, bir kelime-bir cümlede dünya vatandaşı olduğumu fark ettim.
Bu şahane hissin etkisinde yaşadım sonrasında, hep geniş bir perspektiften bakarken buldum kendimi dünya meselelerine. Tabii bir de çevremdekilere sormak lazım bunu 🙂

se

*nobs: nohut oda bakla sofa (kısaltma)

Hatıra

Hani onca yıl birlikte soluklandığımız
ev var ya, bugün oraya gittim.
Gezindim içinde.
İçim paramparça,
eksikliğini hissettim de ondan.
Kucaklayan sevgi sözcüklerin olmadan
geçen bunca zaman
Gözümün önünden yitmeyen hayalin
Hatıran beni ayakta tutan
Anlatamıyorum, gerçeğimsin
Dünyamı ısıtan, ışıtan düpedüz gerçeklik
İdolüm değil miydin zaten
Sembolü oldun aşkımın sonradan
Şu an o evin sadece bir taş yığını olmadığını
duyumsadığımdan aynı zamanda
Sensiz bir geleceğe
nasıl katlanacağımı bilmiyorum hâlâ.
Foto. Bâlâ Çiçek

Dağınıklık

Selim İleri bir yazısında evinin dağınıklığından dem vurmuş…
Satırlar arasında gezinirken kendi dağınıklığım su yüzüne çıkıyor: evin her alanında kitap, gazete, dergi…
Hiç düzenli biri olma gereği duymamış yazar! Ben de hoşlanıyorum bu halimden, neticede aradığımı buluyorum ve önemli olan usun işleyişinde düzenlilik! Ama hafızayı bu çerçevede zorlamak ne denli doğru? Gün gelip aradığımı bulamazsam diye düşüncelere kapılıyorum.
Düzenli olma çabaları ise ayrı bir meşguliyet zihinde. Düzensizlikle kıyaslandığında artı bir puan alabilir. Bir ferahlama, rahatlama hissediliyor etraf toplandığında. Hatta evraklar ilgili dosyalarına yerleştirildiğinde…
En iyisi ilerisi için yeise kaptırmadan kendini, yaşamayı sürdürmek. Her şey olacağına varmıyor mu netice olarak? Yarın öbür gün çaresiz hissedersem kendimi, yardım alma fikri yaşantının odağına oturacak ister istemez…
simplelindo2
Foto. Simplelindo’dan

Erguvan

Mayıs ayında almıştım notunu, işte burada!

Sola çevirdi başını, minik erguvan ağaçlarını gösterdi; caddenin orta kısmındaki bitkiler için ayrılmış kısma yol boyunca belediye çalışanlarınca dikilmişlerdi… Hoşuma giden şeylere dikkat ediyor, usuna yerleştiriyor; gördüğünde işaret ediyor: belli ki o da beğeniyor. Mutlu oluyorum. Evin önünde de gövdesi sarmaş dolaş bir erguvan var, otuz senelik o! İzmir’e taşınan komşum dikmişti. Yerleştiğimiz ilk günler… Ne çok çiçek ekti onlar, karı koca! Arkadaşım seramik, resim yapıyordu; envai çeşit çiçek desenli kilden vazolar-kaplar, sulu boya tablolar, çini çalışması duvar panoları… Eşi gurur duyuyordu, konuk olarak gelenlere tüm evi gezdiriyordu.
Sevgilim de güzel resim çiziyordu, hem de tükenmez kalemle. Yeteneğini öne çıkarmak istemez, benim çizdiklerimi ise baş tacı ederdi. O kadar iyi değilim esasında, yine de çizmemi istiyordu. On yıl kadar önce idi, bir dönem günde kırk beş dakikayı resme ayırıp natürmort çalışıyordum. Asıl okul yıllarında oldukça geliştirmiştim kalemimi. “O yıllarda kalan” pek çok şey gibi o da köreldi maalesef!
Erguvan mevsiminde çizip yeşile mora boyamalı ağacın henüz açmış çiçeklerini. Altında park etmiş otomobillerin üzerine dökülüp saçılmadan, solmadan, kurumadan. Beyaz kâğıt üzerinde kendi kalemimden görmeliyim bir de, hayranı olduğum güzelliği…
Yapılacak işler listesi kabarık!

70’li Yıllar

İlk iş müracaatı idi. İnsan Kaynakları Bölümünden sorumlu kişi üzerinde “iyi” bir intiba bırakmış olacak ki, hafta başında çalışmaya başlayıp başlayamayacağı sorulmuştu kendisine, o da hazır olduğunu belirtmişti.
Heyecanlı bir bekleyiş! 3. gün, iş başı. Şirketteki ikinci görüşme çalışmaya başlayacağı bölümün koordinatör ve yardımcısı ile…
O, tüm samimiyeti ile fikirlerini aktarıp ilerlemek istediğine değinir. Sanırım, bu herkesin hedefi: işe girdiğinizde bir süre sonra çalışmanızın takdir görmesini ve terfi edilmeyi istemez misiniz?
Sonradan samimi konuşmalarını gaf olarak nitelendirir, çünkü bölümdeki en kıdemli eleman yedi yıldır aynı mevkide görev aldığı halde hiçbir titri yoktur. Bunu kısa sürede iş esnasında geçen konuşmalardan anlamış ve geleceğe dair sarf ettiği sözcüklerin arkadaşlarını kırdığını düşünüp üzülmüştür.
Evde, okulda işlenen olumlu ideler, iş hayatına atıldığında çekişme boyutunda farklı kutuplara kayıyor… O noktada kişi anlıyor ki; bulunduğu devranda sözlerine dikkat etmesi gerekli.
Öğrenciliğinde dorukta yer eden ailenin umudu, hayatın içinde işte böyle pişmeye başlıyor… Alın teri, göz nuru olan çalışmalarının nasıl sınanarak kabul gördüğünü öğreniyor…

DSC_1563-2