Etiket arşivi: Anı

Saklı Kalan

Demin gibi… Daha dün gibi
Karşıma geçip bana ilk göz kırptığın o an
İlk adım o an. Ya sonrası…
Unutulur denilen her an
An itibariyle akan gönül gözümden.

Unutmuşsundur muhakkak
Bilmem ki unutulur mu
Bir köşende saklanıyordur
birkaç anı olsun…
Yaşamımıza renk katan o anları
unutmak yarıyordur belki sana.
Bunu nasılsa öğrenemeyeceğim hiçbir zaman
Zaten böyle bir avuntum da olmaz asla.

Anlıyorum esasen, çok yönlüsün
yeni anılar var gündeminde her zaman.
Ancak sen iyi bilirsin,
ne denli âşık olduğumu İstanbul hâtırasına.

Hoşgeldin

Hoşgeldin. Yüreğim ışıdı şu an
Beklemiyordum desem, yalan olur inan
Sensiz olamamıştım ben zaten
Ne özlemişim
Kucaklayan sesinle uyandığım
Bir şarkıyı beraber dinlediğimiz
-ne kadar bizi anlatıyordu
Oysa, inkar ettim
Giderken sen, dolanmalıydım boynuna
Sürüklenmeliydim yol boyunca
Göze almalıydım divaneliği
Bir varoluş içinde
yok oluşun yeganeliğini
Öyle ya
Onca buruk anıya,
bulmazdım el sallarken
kendimi o zaman.

Yaşam Dediğin

Şu espri edebiyatı
Güldürüyor hakikaten ve
uyandırıyor
yaşamın kademe kademe daldığın
derin uykularından.
Sonra
birden dönüyorsun
sudan çıkmış balığa.
Bir an uzaklaşıp gittiğin ne varsa,
geçiyor yine tüm endamıyla.
Anıların.
Bugün seni zora koştuğunu da
kabul ettiğin
anlamlı olduğu kadar
duygulu kılan
unutulur sandığın o gülüşün hayali
gözünün önünde canlanırken
içinde ne denli zinde, diri,
aldırmaz olunabileceğinin
sınavının verildiği bir yazgının devinimi.
Yarını donatmak için
pek de veri kalmadığını sezinlediğin an
kendini hep anılarınla
kucak kucağa duyumsadığın.
Gün gelip dünya düzeninin
içinden çıkılmaz olacağı korkusuyla
sarsıldığın bir eylem yumağı
yaşam dediğin.
photo-3-11-2016-12-50-14

Erguvan

Mayıs ayında almıştım notunu, işte burada!

Sola çevirdi başını, minik erguvan ağaçlarını gösterdi; caddenin orta kısmındaki bitkiler için ayrılmış kısma yol boyunca belediye çalışanlarınca dikilmişlerdi… Hoşuma giden şeylere dikkat ediyor, usuna yerleştiriyor; gördüğünde işaret ediyor: belli ki o da beğeniyor. Mutlu oluyorum. Evin önünde de gövdesi sarmaş dolaş bir erguvan var, otuz senelik o! İzmir’e taşınan komşum dikmişti. Yerleştiğimiz ilk günler… Ne çok çiçek ekti onlar, karı koca! Arkadaşım seramik, resim yapıyordu; envai çeşit çiçek desenli kilden vazolar-kaplar, sulu boya tablolar, çini çalışması duvar panoları… Eşi gurur duyuyordu, konuk olarak gelenlere tüm evi gezdiriyordu.
Sevgilim de güzel resim çiziyordu, hem de tükenmez kalemle. Yeteneğini öne çıkarmak istemez, benim çizdiklerimi ise baş tacı ederdi. O kadar iyi değilim esasında, yine de çizmemi istiyordu. On yıl kadar önce idi, bir dönem günde kırk beş dakikayı resme ayırıp natürmort çalışıyordum. Asıl okul yıllarında oldukça geliştirmiştim kalemimi. “O yıllarda kalan” pek çok şey gibi o da köreldi maalesef!
Erguvan mevsiminde çizip yeşile mora boyamalı ağacın henüz açmış çiçeklerini. Altında park etmiş otomobillerin üzerine dökülüp saçılmadan, solmadan, kurumadan. Beyaz kâğıt üzerinde kendi kalemimden görmeliyim bir de, hayranı olduğum güzelliği…
Yapılacak işler listesi kabarık!

Zora Koşan Anlar

Koşulan koşul,
şartların zorlanmaması idi.
Doğasını değiştirmedik aşkın,
öyle istedin.

Zaman geçtikçe
zora koşan anılar oldu:
gözümün önünden gitmeyen hayal,
o an, gerçekte yaşanan bir an.

Bir an geliyor ki,
nasıl yaka silkiyorum o andan.
Bu kadar.

Ardından
yine dönmeye başlıyor dünya o anı ile,
sen ve ben
papatyaların arasında
önümüzde beyaz sayfaların açıldığı
o saf, masum dakikalar olduğu halde

Oysa,
salt gerçekliği
anılarda kaldığı
CIMG9426

“Çanakkale Şehitlerine”

İlkokul dördüncü sınıf, 18 Mart öncesi hazırlıklar, Çanakkale Şehitlerini Anma Günü dolayısıyla. Mehmet Akif Ersoy’a ait “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirin bir bölümü veriliyor çalışmam için; o sabah merasim esnasında okuyacağım tüm okul öğrencilerinin önünde.
Defalarca okuyorum evde, şiirin hakkını vermek için uğraşıyorum. Tören günü hava yağmurlu, kapalı salonda toplanıyoruz. Sıram geldiğinde seslendirmem isteniyor. Şiiri, tam orta yerinde, istemeye istemeye yanımda bekleyen diğer sınıftan bir arkadaşa devrediyorum, devam etmesi için.
Ne sevdim bu şiiri! Öfkeleniyorum içimden. Bu topraklarda rahat uyuyalım diye gözünü kırpmadan ölüme giden askerlerimiz için gözlerim doluyor. Zil çalıyor, sınıflarımıza giriyoruz.
Bunları dile getirmek belki sığ bir yaklaşım gibi görünüyor, şehitlerimizin aziz hatırası katında… Unutmadığımdan bu dillenme, saygıdan.
Ruhları şad olsun tüm şehitlerimizin:
“…
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
…”

Yine

Yürüdüm. Yürüdüm.
Televizyonda gazeteci Mehmet Barlas ile Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un konuşmasını dinledim, gözlerim yarı kapalı… Sanat tarihçisi Atasoy, Osmanlı padişahlarının takıp takıştırmaya ne denli önem verdiğinden bahsetti.
Yorgun hissediyordum, uyumak istedim. Sabahsa beş idi uyandığımda. Yavrum, yeni yatacaktı. Biraz daha uzanıp altı gibi kalktım.
Dünkü yazılarımı okudum, birkaç yere takıldım. Düzelttim.
Sıcak bir gün olacak yine sanırım.
Bulaşık makinesini çalıştırdım, kirli tabak-çanak birikmiş yine.
Kuş sesleri, cıvıl cıvıl… Tüm hayatımızı kaplıyor. Ne şahane ki kuşlarla yaşıyoruz!
Atletime tutturduğum çengelli iğneye takılı nazar boncuğunu aradım, kaybetmişim; bir yerimize batmadan iğnesi, çıksa bulunduğu yerden. Derken… Buldum! Başucu kitabımın üzerine bırakmışım.
Nazar boncuğunu bulamayınca yavrumun bir doğum günümde hediye ettiği gümüş hazneli nazar boncuklarından oluşan bilekliğimi taktıydım demin, beyaz kayışlı saatimin yanına. Güzel durdular ikisi.
Bir hoşluk bu bence. Taktığında hem nazardan korunma hissi uyandırıyor hem harika duruyor: beyazlığın üzerinde mavi tonları, ışıltılı bir iğnenin ucuna takılı; parmakta bir yüzük, boncuklardan oluşmuş ya da bilekte, zincirde kolye olarak. Hayatı renklendiriyor.
Camı şekillendirmek hakikaten çok meşakkatli bir iş, yürek verip kotaranlara selam olsun!

KaleFoto.alıntıdır.

Örgü İyi Bi Hobi

Uzun yıllardır yün örmüyorum. Geçen gün örgü örmenin iyi olabileceğini düşündüm.

Atkı örerek başlamalıyım dedim. Deneyimimi pekiştirmek gerekli idi. Önce güzel yavrumun aldığı pembe, mavi, gri, bej renklerden oluşan ebruli iple ilmek atarak denedim, arkadaşlar daha kalın şişle çalışmamı önerdi. Söküp yeniden ilmek attım: lastik ve ilerleyen sıralarda da aralara haraşolar yerleştirerek devam ettim.

Hafta sonu Çarşı’ya çıktığımızda pasajdaki yüncüden bu kez kahve, kiremit ebruli ve limon sarısı renkte yumaklar aldık. Değişik kalınlıkta şişlerle yarattığım basit örneklerden atkı, şal örmeyi planladım.

İyi bir değişiklik oldu bana..sadece yazı yazarak yol açtığım krizi önlemeye yardımcı oldu. İşe kendimi verdim mi “gözünü çıkarana dek” uğraşmam ilk değil! Bu defa daha dikkatli olacağım çünkü yazı yazmaktan hoşlanıyorum ve hayatımın sonuna onunla yönelmek istiyorum. Uğraşım olmalı dedim ya, “yazmak” en iyilerinden.

Yünlere şişler vasıtasıyla şekiller vererek ısınacağımız nesneler oluşturmak fevkalade bu arada. İlk öğrendiğimde sarı lacivert bir kazak çıkartmıştım ortaya, ortaokul yılları… Kulüp aşkı yüzünden… Giymedim ama. Sosyoloji öğretmenimiz demişti, “sizin yaşınızda ben de fanatiktim, yaş ilerleyince o heyecan kalmıyor”. Hak veriyorum ona bugün.

O yıllarda yine gazetede okumuştum, tarihte ilk örgü örme eylemini gerçekleştiren erkekler olmuş; resimleri de vardı, gülmüştüm.

“Niye üç atkı” diye sordu. “Birinden sıkılınca öbürünü alıyorum elime” dedim. Farklı kalınlıktaki şişlere geçmek de dinlendiriyor kollarımı… Aynı anda birçok kitabı okumak, birkaç konuda birden yazı yazmak gibi.

Şimdiden düz örgü bir hırka ve yeni çıkan bayağı kalın yünlerden büyük bir battaniye örmek için program yapmaya başladım bile. Bu da bi kriz sebebi olmasın, kaptırdım: gece gündüz “örmece”!

IMG_0781-2

Özledim

Pişirdiği galetaların kokusu caddeyi baştan sona saran fırının arka sokağa açılan kapısından içeri adım atmayı özledim. Anneannemin fırınlanması için götürülmek üzere hazırlayıp elimize tutuşturduğu börek ya da kurabiye sinisini bıraktığımızda makbuz koçanının en üst yaprağının kopartılıp verilmesi ve “bir saat sonra hazır” sözüyle çıkıp oynamaya devam ederek sürecin bitiminde geri gelişimizi… Makbuzun bizdeki nüshası ve sararan kopyasının karşılaştırılıp sıcak tepsinin gazete kağıdı örtülerek iade edilişiyle avucumuzdaki bozukluklarla yaptığımız ödemeyi ve bir koşu, eve, çayın yanına yetiştirişimizi.
Galetalara gelince hilafsız yarım metre idiler, tezgahta dar, uzun..ayaklı hasır sepetlerde muhafaza edilir, daima dükkanın süsü olma özelliklerini korurlardı bana göre..yemesi kıtır kıtır muhakkak. Onlardan hiç alıp yemedim..sabah kalktığımda başlardı etrafa yayılmaya koku.
Galeta rayihası ile denizi beraber solurduk, içimize çekerdik doyasıya… Haliç’in o dayanılmaz “parfümvari” esintisi sonradan hakim olmaya başladı Fener, Balat’ta.

10_dFoto.alıntıdır.

Kitap Kapağı

Esere ait imgeler taşımalı, kitap kapağı.

Kitabevi’ne sipariş vermiştik, birçok kitap gelecekti, bir iki de defter. Sabırsızlıkla bekliyordum kargonun gelişini, çok bekletmediler beni; hediye paketiydi, kızım o şekilde ısmarlamış… Heyecanla açtım,  özellikle biri vardı ki içlerinde kapağıyla girdi kalbime. Lale desenli olanı! Onu her zaman masanın üstünde ağırlamak istedim, bir süre öyle de durdu, lale dolu bir vazo gibi. Okumak için her elime alışta laleleri yoklar, adeta bir diyalog kurardım onlarla. Kitabı bir kez daha okumaya başladım, bunda kapağına değeceğim düşüncesi pay sahibi olabilir mi, dersem basite indirgediğimi hissederim: kapak tasarımı, içeriği destekler nitelikte başarılı.

Kapak, içerikten haber uçurmalı okuyucuya, konu ile isim arasında gidip gelen rabıtaya bir ışık olmalı.

kitapFoto.alıntıdır.